top of page

Roman Nasıl Yazılır: Karakter Yazımı İçin Önemli Bir Nokta. Yazdığın Şey Bir Duygu Mu? Durum Mu? Olgu Mu?

  • Yazarın fotoğrafı: Ece Çiftçi
    Ece Çiftçi
  • 18 Mar
  • 5 dakikada okunur

Bir psikolog yazar olarak bugün masaya, birbirine çok benzeyen ama aradaki ince çizgiyi bildiğinizde kaleminizi bambaşka bir seviyeye taşıyacak o muhteşem üçlüyü yatırıyoruz:


Duygu, Durum, Olgu.


Bunları başka postlarımda tek tek ayrıntılandırabilirim ama şimdilik giriş olması açısından çok ayrıntıya girmemeye çalışacağım. Çünkü bu üçlü çok minnoş ve basit görünse de aslında çok detaylı ve soyut olduğu için kafa karışıklığı çok kolay yapabilir. Karakter yazımının o en derin, en soyut labirentleri tam da burada başlıyor.


Peki nedir bunlar?


  1. Duygu


Duygu (emotion) sözcüğü Latince'de "harekete geçirme, oynatma" anlamındaki emovere sözcüğünden gelir. Yani aslında psikolojide biz "harekete geçirme, oynatma" anlamında bir başka kelimeler de kullanırız. Güdülenme, motive etme gibi gibi eş anlamlı kelimelerimiz de var. Duygu sözcüğü her dilde gündelik kullanımda çok çeşitli anlamlar kazanmış ve bumlar arasında da karışıklıklar çıkmıştır. Aslında bunlar duygunun yoğunluk, süreklilik ve geçmişe bağlılığı bakımından olan ayrıcalıklarıdır. Kabaca ilk anda şu üç duygu çeşidi fark edilir:


  1. Heyecan (Affect): Belli anlarda, belli yoğunluklarda gelişen, kısa süreli olup bedensel belirtilerin de eşlik ettiği duygu durumlarıdır. Korku, öfke, ürkme böyle duygulardır.

  2. Duygu (Feeling): Heyecanlara göre yoğunluğu daha az olmakla birlikte sürekliliği ve kalıcılığı daha fazla olan sempati, sevgi, kıskançlık, pişmanlık, gurur, utanç gibi durumlardır. Bu tip duyguları da "bireylerarası" ve "sosyal olarak ayırırız.

  3. Tutku (Passion, Leidenschaft): Yoğunluğu ve sürekliliği çok fazla olup, kişiyi gerçekleri görmekten uzaklaştıracak nitelikteki duygulardır. Bunlara "ihtiras"ta denebilir.


Duygular aslında bir davranış yapısı olup, doğrudan veya dolaylı yoldan, iç ve dış nedenlere bağlı olarak doğarlar, kendilerini ilk uyandıran uyaranın yok olduktan sonra da varlıklarını sürdürürler ve davranışın amaca yönelmesinde çok önemli katkıları vardır. Bu yüzden güdülenme, motive etme, motivasyonla eş anlamlı dedim.


Karakteriniz bir sahnede sadece 'heyecan' (anlık tepki) mi yaşıyor, yoksa bu bir 'tutkuya' (ihtiras) mı dönüşmüş? Eğer karakteriniz o anki duygusu yüzünden gerçekleri göremiyorsa (Tutku), artık bir trajedi yazıyorsunuz demektir.



  1. Durum


Bir kişinin durumu, onun belli bir sistem çerçevesinde ve belli bir zaman içinde bulunduğu haldir. Duygu gibi anlık bir patlama değil, olgu gibi de ömürlük bir mühür değildir. Duygu anlık bir parlamaysa, durum o parlamanın gerçekleştiği atmosferdir. Karakterin o anki biyolojik, sosyal veya ekonomik şartlarının toplamıdır. Durum, bir zaman kesiti içinde bir şeyi belirleyen şartların bütünü, vaziyet, hal, konum veya pozisyon demektir.


Psikolojide durum, bir bireyin belirli bir zaman diliminde içinde bulunduğu duygusal, zihinsel veya fiziksel şartların bütünüdür. Genellikle geçici veya süreğen olabilir; duygudurum bozuklukları (depresyon, bipolar) gibi uzun vadeli veya "akış" durumu gibi anlık odaklanma hallerini ifade eder. Yani aslında birçok şeyin, şimdiki ya da o ana getirdiği sonucudur diyebiliriz. Ve bu aktif ve devam eden bir olaydır çoğunlukla.


  • Geçicidir ama Belirleyicidir: Bir yas süreci, bir savaş hali, bir hamilelik, bir işsizlik dönemi veya bir yolculuk... Bunların hepsi birer durumdur. Karakter bu durumun içindeyken verdiği tepkiler, normal zamanındakinden farklı olur.

  • Duyguların Sahnesidir: Durum, duyguların üzerinde dans ettiği zemindir. Örneğin; "yalnızlık" bir durumdur. Karakter bu durumun içindeyken bir gün "huzur" (duygu), başka bir gün "terk edilmişlik" (duygu) hissedebilir.

  • Dışsal ve İçsel Sistemler: Karakterin ekonomik sistemi (fakirlik durumu), biyolojik sistemi (hastalık durumu) veya sosyal sistemi (sürgün durumu) onun kalemini büker.


  1. Olgu

Türkçe bir sözcük olan olgu, "olmak" fiilinden türetilmiştir. Anlam itibariyle olgu, bilimsel olarak kanıtlanabilen verileri içermektedir. Bilimsel kanıtı olan bu veriler, diğer başka olayların dayandırdığı temellerdir. İnsan, var oluşundan bu yana dünyayı anlama ve açıklama çabasındadır. Ve insanın dünyaya dair gözlemlerinden doğan tüm sonuçlar birer olgudur. Örneğin, gündüz ve gecenin meydana gelmesi bazı olgulara bağlıdır. Olgular, nesnel olmalıdır çünkü kanıtları kesindir. Örneğin, dünyanın yuvarlak oluşu bir olgudur. Herkes tarafından kabul gören somut gerçeklerdir. İnsanın iradesi dışında gelişen, doğal olaylar sonucunda meydana gelirler.


Psikolojide olgu, insan davranışlarının temelini aldığı durumlardır. Sistematik gözlemlerle veya deneylerle varlığı kanıtlanmış, doğruluğu kabul edilen nesnel ve gözlemlenebilir davranış, süreç veya durumları ifade eder. Bireysel veya toplumsal düzeyde gerçekleşen, genel geçerliliği olan, "ne olduğu" ve "nasıl gerçekleştiği" incelenen gerçeklerdir. Örneğin, insanın çocukluğunda yaşadığı olaylar tüm yaşamını şekillendirir. Bir kimse yetişkinliğinde insanlarla iletişim kurmakta zorlanıyorsa, bunun temelleri mutlaka çocukluğundaki bir olaydan kaynaklanır. Bu kişinin yaşadığı travmalar, yetişkinlik durumunun bir olgusudur.


Felsefede olgu ise, insan düşüncelerinin dayandığı temellerdir. Her bir felsefe, temelini bazı olgulardan alır. Felsefede de tüm olgular, araştırmacıların yaptığı gözlemlerle ortaya çıkmaktadır.


Duygu saniyeliktir, durum mevsimliktir; Olgu ise karakterin üzerine vurulmuş, değiştirilmesi çok güç olan o kalıcı mühürdür. Psikolojide ve sosyolojide olgu (fact), kişiden bağımsız olarak var olan veya kişinin geçmişinden gelen, doğruluğu tartışılmaz gerçekliklerdir. Karakter yazımında olgu, karakterin "Neden?" sorusunun köküdür. Geçmiş yaşantısında yaşadıkları, yaptıkları vs. her şey diyebiliriz.


  • Değişmez ve Nesnel Gerçeklikler: Karakterin bir kolunu kaybetmiş olması bir olgudur. Yetimhanede büyümesi bir olgudur. Belirli bir kültürel kimliğe sahip olması bir olgudur. Bunlar karakterin dünyasının "yasalarıdır".

  • Duygu ve Durumun Mimarı: Karakterin bir olay karşısında neden o duyguyu hissettiğini veya neden o durumun içinde olduğunu olgular açıklar. Örneğin; aldatılmak bir durumdur, bu duruma verilen öfke tepkisi bir duygudur; ancak karakterin çocuklukta babası tarafından terk edilmiş olması, o öfkenin şiddetini belirleyen bir olgudur.

  • Karakterin Omurgası: Olgular, karakterin dünya görüşünü, korkularını ve sınırlarını çizer. Bir yazar olarak karakterinize bir "olgu" eklediğinizde, onun tüm gelecekteki seçimlerini de aslında bir nevi ipotek altına almış olursunuz.


Şimdi diyebilirsiniz ki, Ece bunları neden anlattın? Bunlar nasıl bağlantılı? Bunlar ne işimize yarayacak?


Bir yazar olarak bu üçlüyü birbirinden ayırdığında, (ya da en azından öğrendiğinde çünkü çok yakın kavramlar. Hele ki durum ve olgu.) aslında eline bir "Ruh Mikroskobu" almış oluyorsun. Bu bağlantılar şu üç temel işe yarar:


  1. Karakter Tutarlılığı (Olgu ve Duygu Bağlantısı)


Okuyucunun bir karakter için "Bu karakter neden böyle tepki verdi ki, hiç gerçekçi değil?" dediği anlar, aslında duygu ile olgu arasındaki bağın koptuğu anlardır. Ve sen eğer bu mantığı oturtursan, bunları birbirleriyle tıpkı bir makine gibi nasıl çalıştığını anlarsan o zaman bu hatayı minimuma indirirsin.


Aklına yatmadı mı? Gel beraber bakalım.


Eğer bir karakterin geçmişinde "terk edilme" olgusu varsa, partnerinin akşam yemeğine 10 dakika geç kalması (sıradan bir durum), onda sadece küçük bir can sıkıntısı değil, devasa bir "panik ve öfke" duygusu yaratır. Terk edilme şeması, travmalar, bağlanma stili bunları bırak ve düz düşün.


Biz ne dedik? "İnsanın çocukluğunda yaşadığı olaylar tüm yaşamını şekillendirir. Bir kimse yetişkinliğinde insanlarla iletişim kurmakta zorlanıyorsa, bunun temelleri mutlaka çocukluğundaki bir olaydan kaynaklanır. Bu kişinin yaşadığı travmalar, yetişkinlik durumunun bir olgusudur." Şimdi eğer karakterin partneri akşam yemeğine 10 dakika geç kaldı. Bu bir durum. Ama buna devasa bir "panik ve öfke" duygusu yaratıyor. Ve işte o bağlayıcı soruya geliyoruz: "Neden?", "Neden böyle davranıyor? Böyle davranması için sebebi ne?" sonra yazar olarak o karakterin geçmişinde "terk edilme" olgusu olduğunu bildiğin için bunları bağlayabiliyorsun.


Bu bağlantıyı bildiğinde, karakterinin tepkilerini "abartı" olmaktan çıkarıp "psikolojik bir zorunluluk" haline getirirsin. Ve karakter, "kendi yaşadıklarına göre" normal bir tepki vermiş olur.


İşte o an, okuyucunun gözünde karakterin 'mantıksız' davranışı, derin bir 'insan gerçeğine' dönüşür.


  1. Olay Örgüsünü Sıkıştırmak (Durum ve Duygu Bağlantısı)


Hikayen tıkandığında, karakterin duygusunu değiştirmeye çalışmak yerine içinde bulunduğu durumu ağırlaştırabilirsin. Ve bu senin hikayen için yeni bir çatışma yaratır. Karakterin çok sabırlı biri olabilir (olgu), ama onu günlerdir uykusuz, aç ve belirsizlik içinde bırakırsan (durum), o sabırlı insanın içinden hiç tanımadığımız bir canavar (duygu) çıkarabilirsin.


Durum, karakteri köşeye sıkıştırmanın ve onu değişime zorlamanın en kısa yoludur. Çünkü onu değişmeye, tepki vermeye zorluyorsun.


  1. Okuyucuda Empati Kurmak (Göster, Söyleme!)


"Karakter çok üzgündü" dersen bu sadece bir bilgidir. Ama dersen ki:


"Çocukluğundan beri her pazar ailesiyle kahvaltı yapması (olgu) onun en büyük mutluluğuydu. Şimdi ise bu sessiz mutfakta, tek kişilik masada oturuyor olması (durum), boğazına o düğümü (duygu) getirdi."


Burada okuyucuya "üzgün" demezsin; okuyucu o üçlü arasındaki çarpışmayı görür ve karakterin acısını kendi kalbinde hisseder.


Sonuca gelirsek...


Olgu, karakterin köküdür; Durum, üzerine yağan yağmur ya da vuran güneştir; Duygu ise o ağacın rüzgarda nasıl sallandığıdır. Diğer kavramlar bunların üzerine tuğla gibi düşün.

Sen bu üçünü birbirine bağladığında, karakterin sadece kağıt üzerinde bir isim olmaktan çıkar; kanlı, canlı ve en önemlisi ikna edici bir insana dönüşür. Yazdığım o dikey derinleşme metodunun kalbi işte bu bağlantılarda atıyor. Yani bu kaba temeli bilmen bile hikayeni çok etkileyecek.


Yazarların en büyük hatası karakterin tepkisini (duygu) sadece o anki olaya (durum) bağlamaktır. Sen ise bu zincire olgu'yu ekleyerek, okuruna şunu diyorsun: "Karakter bu hatayı yapıyor çünkü başka şansı yok, geçmişindeki (olgu) bu sarsılmaz gerçek onu buna zorluyor." Bu, karakteri "kurban" ya da "kahraman" olmaktan çıkarıp "insan" yapar.


Love y'all! Muah!

Yorumlar


bottom of page