Roman Nasıl Yazılır: Depresif Bir Karakter Nasıl Yazılır? (Majör Depresyon DSM-5'e Göre)
- Ece Çiftçi
- 24 Mar
- 13 dakikada okunur
UYARI: BUNLAR BİRER HASTALIKTIR. ZOR ŞEYLERDİR. KENDİ KENDİNİZE TANI KOYMAYINIZ. BU BELİRTİLERİ TAŞIDIĞINIZI DÜŞÜNÜYORSANIZ EĞER, BİR PSİKİYATRİST VEYA PSİKOLOG İLE GÖRÜŞMENİZİ ÖNERİRİM!!!
Depresyon, edebi eserlerde sıklıkla tek bir "üzgün hissetme" durumu olarak resmedilirken, psikolojik gerçeklikte spektrumu geniş çok yönlü bir hastalıktır. Bir yazar olarak bu çeşitliliği anlamak, karakterimizin otantikliğini, gerçekçiliğini ve derinliğini katlanarak arttıracaktır.
Hüzün Bir Misafirdir, Depresif Hissetmek Bir Ev Sahibi
Çoğu insan üzgün hissetmekle, moodun düşmesiyle, depresif hissetmeyi aynı şey sanır. Ama üzgün hissetmek bir duygu olduğu için geçicidir. Yaşadığı bir olaydan etkilenmiş ve üzülmüştür (bunlar basit üzüntüler olduğu gibi daha komplike şeylere de üzülebilir. Acı yarıştırmamak en önemlisi. Çünkü bunlar çok öznel şeylerdir.) Ve duyguların fizyolojik ömrü (eğer üzerine düşüncelerle yakıt eklemezsek) oldukça kısadır. Jill Bolte Taylor’ın meşhur "90 Saniye Kuralı" vardır; bir duygunun nörokimyasal olarak vücutta kalma süresi yaklaşık 90 saniyedir. Yoğun bir duygu dalgasının ise 3 saat (hormonal etkilerin) yatışma süresidir.
Duygunun nörokimyasal ömrü 90 saniyedir ama depresyonda olan kişi, o 90 saniyelik acıyı zihnindeki ruminasyonla (geviş getirme) saatlere, günlere yayar. Depresyon, o 90 saniyelik sızıya sonsuz bir yakıt ekleme halidir.
Üzüntünün bir nesnesi vardır; tıpkı korku ile kaygının farkı gibi. Sorduğunuzda size somut bir neden verir: Bir kayıp, bir başarısızlık ya da bir hayal kırıklığı... Ama depresif hissetmek, çoğu zaman nesnesiz bir yas gibidir. İnsan neden ağladığını veya neden bu kadar ağır hissettiğini açıklayamaz.
Üzerinde görünmez, duygusal bir battaniye vardır. Ve gün geçtikçe suyu çekmiş yün battaniyeler gibi ağırlaşır. Ama üzerinden de atamaz. İşte depresyon burada kişiden beslenir desek yanlış demeyiz. Kişinin enerjisini, hayattan aldığı hazı emer.
Örnek olarak:
Üzüntü: "İşimden ayrıldım, üzgünüm." (Nesne belli, işi).
Depresyon: "İçimde devasa bir boşluk var ama nedenini bilmiyorum." (Nesne yok).
Depresyonu yazarken, karakterimizin sadece üzgün değil, aynı zamanda hangi tür bir işlev bozukluğu yaşadığını belirlememiz gerekir. Çünkü psikolojik hastalıklarda en önce bakacağımız şey danışanın hayatındaki işlevselliği ne kadar, nereden ve nasıl bozduğudur.
Bu "işlevsellik" (functionality) meselesi, bir karakteri sadece hüzünlü bir figür olmaktan çıkarıp, gerçek bir psikolojik derinliğe taşıyan anahtardır.
İşlevsellik – Karakterin Hayatındaki "Kırılma Noktası"
Bir karakterin depresyonda olduğunu kanıtlamak için ona ağlatmak yetmez; ona önceden yapıp şimdi yapamadığı şeyleri göstermelisin. Psikolojide biz buna "işlev bozukluğu" diyoruz ve 5 ana başlıkta inceliyoruz:
Öz Bakım (Kişisel Hijyen ve Sağlık):
Karakterin temel biyolojik ihtiyaçlarını karşılama becerisi. Yemek yeme, uyuma ve öz bakım. Buradaki bozulma, depresyonun en "görünür" ve ağır aşamasıdır.
Sosyal İşlevsellik (İlişkiler):
Aile, arkadaşlar ve partnerle olan bağlar. Karakterin kendini izole etmesi, çatışmalar yaşaması veya duygusal olarak içe kapanması bu alanın çöktüğünü gösterir.
Mesleki/Akademik İşlevsellik (Üretkenlik):
İş veya okul hayatındaki performans. Senin vize sınavlarına hazırlanman bir işlevselliktir; ama bir karakterin artık kalem bile tutamaması, masasının başına oturamaması bu alanın bozulduğudur.
Bilişsel İşlevsellik (Zihinsel Süreçler):
Odaklanma, karar verme ve hafıza. Karakterin "zihin sisi" yaşaması, en basit olayları bile muhakeme edememesi burada incelenir.
Serbest Zaman ve İlgi Alanları (Rekreasyonel İşlevsellik):
İşte burası yazarlar için en kritik olanı! Karakterin eskiden tutkuyla yaptığı hobilerinden (resim yapmak, kitap okumak, müzik) artık hiçbir haz almaması. Biz buna klinikte Anhedoni deriz.
Kitabımdan Örnek:
Ronan Grayson
1Ay sonra
“Yine mi kamera görüntülerine bakıyorsun, Ronan.”
Frederick’in sesi, masamın üzerindeki kurumuş kahve kokusuna ve bir aydır çıkarmadığım ceketin ağır kokusuna karışıp boğuk bir uğultuya dönüştü. Bir ay boyunca yaptığı gibi, sorusuna cevap vermedim. Kımıldamadım bile.
Sadece oturup dağ evinin yanışını gösteren o haber kesitini izliyordum.
Her gün.
Tekrar ve tekrar.
Ekranın mavi ışığı, sakallarımdaki kirli griye ve uykusuzluktan şişmiş gözlerime titreyerek vuruyordu. Evin alevler içinde çöküş anı. Adrian’ın sedyeyle çıkarılışı. Valeria’nın adını haykırdığım o boğuk çığlık. Hepsi, beynimde takılı kalmış bir plak gibi dönüp duruyordu.
Tekrar.
Ve tekrar.
Ve tekrar.
“Tanrım, burası ölü bir adam gibi kokuyor,” diye homurdandı Frederick ve camı açıp içeriye temiz hava dolmasını sağladı. Bana döndüğünde sesi biraz daha ciddileşmişti:
“Soruşturma resmi olarak kapandı, Ronan. Adrian’ı bulacağız ama…”
Yavaşça elimi uzatıp yangın videosunu durdurdum. Ekranda Valeria’nın kaybolduğu son an… donmuş bir hayalet gibi kalakaldı. Işığı yüzüme vuruyor, içimi oyuyordu.
“Artık işe geri dönme vaktin geldi. Bir aydır bu odadan çıkmıyorsun. Tanrı aşkına Ronan, bir aydır duş almıyorsun.” Frederick’in azarlayan sesi odamın ağır havasına çarpıp dağıldı. Kapüşonumu yüzüme çekip içine saklandım. Konuşmak istemiyordum. Sadece oturmak… ve yok olmak istiyordum.
“Ben gelmeyeceğim Frederick. Bunu daha önce de konuştuk.”
Omzumda bir el hissettiğimde başımı kaldırdım.
“Yapma böyle Ronan. Nerede o eski enerjin? O başımı ağrıtan soruların? Bu hâlin beni endişelendiriyor.”
Gözlerindeki endişeyi görüyordum ama hissedemiyordum.
İçimde bir şey çoktan ölmüştü.
“O adam öldü, Frederick. Ve artık iş yerinde beni idare etmeyi bırak. Oraya gelmeyeceğim.” diyerek sandalyeden kalktım.
“İdare etmek mi? Ne demek gelmeyeceğim? Burada çürüyen bir bitki gibi yok olmanı izleyemem—”

Ronan Grayson Üzerinden 5 İşlevselliğin Bozulması Analizi:
Öz Bakım (Kişisel Hijyen): Metindeki Kanıt: "Bir aydır çıkarmadığım ceketin ağır kokusu", "sakallarımdaki kirli gri", "bir aydır duş almıyorsun".
Analiz: Ronan artık kendi bedeniyle bağını kesmiş. Depresif ağırlık (o sulu yün battaniye), duşa girmek gibi basit bir eylemi bile imkansız kılmış.
Mesleki İşlevsellik: Metindeki Kanıt: "İş yerine gelmeyeceğim", "Beni idare etmeyi bırak".
Analiz: Ronan üretkenliğini tamamen yitirmiş. Frederick’in "işe dönme vakti" uyarısına verdiği tepki, mesleki kimliğinin o ağır sisin altında yok olduğunu gösteriyor.
Sosyal İşlevsellik: Metindeki Kanıt: Frederick’in endişeli bakışlarını "görmesi ama hissedememesi", sorulan sorulara cevap vermemesi, kapüşonun içine saklanması.
Analiz: İzolasyon tam safhada. En yakın arkadaşının varlığı bile ona ulaşamıyor; Ronan kendi içine, o "ölü adam kokan" odasına hapsolmuş.
Bilişsel İşlevsellik (Zihin Sislenmesi/Takıntı): Metindeki Kanıt: "Beynimde takılı kalmış bir plak gibi dönüp duruyordu. Tekrar. Ve tekrar."
Analiz: Zihin artık yeni bilgi işleyemiyor. Sadece geçmişteki travmatik ana (yangın videosu) takılı kalmış. Bu, depresyondaki ruminasyon (zihinsel geviş getirme) sürecinin harika bir betimlemesi.
Serbest Zaman/Haz Kaybı (Anhedoni): Metindeki Kanıt: "İçimde bir şey çoktan ölmüştü."
Analiz: Frederick'in hatırlattığı o "eski enerjisinden" eser yok. Artık hiçbir şey ona heyecan vermiyor, sadece "yok olmak" istiyor.
Ama Ronan'ın burada yaşadığı şey "orta derecede" bir depresyon. Hatta Ronan'ın durumunu sadece "depresyon" diye etiketlemek onun yaşadığı o ağır yıkımı hafife almak olurdu. Ben orada çok daha karmaşık ve tehlikeli bir komorbidite (iki hastalığın bir arada bulunması) kurguladım. Çünkü gerçek hayatta hastalıklar tek başlarına ortaya çıkmıyorlar. Yani bu hali daha gerçekçi.
Ronan: Orta Derece Majör Depresyon + Akut Travma Stres Bozukluğu.
Neden Orta Derece Depresyon ve Akut Travma Sonrası Stres Bozukluğu Dedim?
Majör Depresyonu ve diğer Depresyon çeşitlerini anlatacağım için kısaca Akut Travma Sonrası Stres Bozukluğunu anlatayım:
Akut Stres Bozukluğu (ASB) Nedir?
Bir insanın fiziksel bütünlüğüne veya sevdiklerine yönelik ağır bir tehdit (kaza, yangın, saldırı vb.) yaşamasından sonraki ilk 1 ay içinde görülen yoğun stres tepkileridir. Eğer bu belirtiler 1 aydan uzun sürerse ( 3 gün ile 1 ay arasında akut), artık "Travma Sonrası Stres Bozukluğu" (TSSB) adını alır.
Ama daha bir ay geçmiş dediğim için Akut Stres Bozukluğu dedim.
ASB'nin 5 Ana Belirti Grubu (Ronan'da Gördüklerimiz)
1. İnvaziv (İstenmeden Gelen) Belirtiler: Travmatik anın görüntüleri, kokuları veya sesleri kişinin zihnine davetsizce girer.
Ronan'da: Videoyu izlemediği anlarda bile "evin alevler içinde çöküş anı" nın beyninde dönüp durması.
Dediğim kısım:
"Evin alevler içinde çöküş anı. Adrian’ın sedyeyle çıkarılışı. Valeria’nın adını haykırdığım o boğuk çığlık. Hepsi, beynimde takılı kalmış bir plak gibi dönüp duruyordu.
Tekrar.
Ve tekrar.
Ve tekrar. "
2. Dissosiyatif (Kopuş) Belirtiler: Kişi çevresine veya kendine yabancılaşır. Zaman algısı bozulur, sanki bir rüyadaymış gibi hisseder.
Ronan'da: Frederick’in endişesini "görmesi ama hissedememesi". Duygusal bir uyuşma hali.
Dediğim kısım:
“Yapma böyle Ronan. Nerede o eski enerjin? O başımı ağrıtan soruların? Bu hâlin beni endişelendiriyor.”
Gözlerindeki endişeyi görüyordum ama hissedemiyordum.
3. Kaçınma Belirtileri: Travmayı hatırlatan anılardan, yerlerden veya insanlardan uzak durma çabası.
Ronan'da: Odanın kapısını kapatıp dış dünyaya, "temiz havaya" bile tahammül edememesi. (Bilmeyenler için ilk kitapta Adrian ile orada konuşmuşlardı. Yani ilk kitabı okumayanlar burası ne alaka diyebilir).
Dediğim kısım:
“O adam öldü, Frederick. Ve artık iş yerinde beni idare etmeyi bırak. Oraya gelmeyeceğim.” diyerek sandalyeden kalktım.
4. Uyarılma Belirtileri: Sürekli tetikte olma, uyku bozukluğu, öfke patlamaları veya aşırı irkilme.
Ronan'da: Uykusuzluktan şişmiş gözler ve videodaki o "boğuk çığlığı" her saniye duymaya devam etmesi.
Dediğim kısım:
Valeria’nın adını haykırdığım o boğuk çığlık. Hepsi, beynimde takılı kalmış bir plak gibi dönüp duruyordu.
5. Negatif Duygu Durum: Mutluluk, sevgi veya haz gibi olumlu duyguları hissedememe.
Ronan'da: "İçimde bir şey çoktan ölmüştü" demesi.
Yazdığım kısımda Ronan "1 ay sonra" hala aynı ceketi giyiyor, duş almıyor ve videoya takılı kalmış durumda. Bu durumda Ronan tam olarak "Akut Stres Bozukluğu"ndan "Travma Sonrası Stres Bozukluğu"na geçiş evresinde. Eğer Frederick onu o odadan çıkarmazsa ve bu durum bir ay daha sürerse, Ronan artık resmi olarak "Kronik TSSB" yoluna girmiş olacak.
Majör Depresyon
Genellikle depresyon dendiğinde akla gelen durumdur. Belirtilerin şiddetine göre karakterin günlük işlevselliğinde gözle görülür biçimde farklılık oluşur. Klinik olarak Majör Depresyon diyebilmemiz için, belirtilerin en az 2 hafta boyunca her gün ve günün büyük bir kısmında sürmesi gerekir. Ama sadece süre yetmez; bu bir "çöküş" halidir.
"Olmazsa Olmaz" İki Belirti:
Bir karaktere veya danışana Majör Depresyon tanısı koymak için şu ikisinden en az birinin mutlaka olması gerekir (Bunlar diğer hastalıklardan ayırıcı belirtiler olarak geçer çünkü diğer sayacağım belirtileri başka hastalıklarda da görebilirsiniz):
Depresif Duygu Durum: Çökkünlük, boşluk hissi, derin bir keder.
Anhedoni (Haz Kaybı): Eskiden zevk alınan hiçbir şeye karşı ilgi duymama. (Kitap yazamamak, müzik dinleyememek, hatta sevdiğin yemeğin tadını alamamak).
Bedensel ve Bilişsel Çöküş :
İştah ve Kilo Değişimi: Hiç yiyememek veya duygusal açlıkla aşırı yemek.
Uyku Bozuklukları: İnsomnia (uyuyamama) veya Hipersomnia (aşırı uyuma).
Psikomotor Ajitasyon veya Retardasyon: Karakterin ya yerinde duramaması (ajitasyon) ya da konuşmasının ve hareketlerinin yavaşlaması (retardasyon). Ajitasyon, neşeli bir enerji patlaması olan hiperaktiviteden çok farklıdır. Sakın ha!
Psikolojide Psikomotor Ajitasyon, kişinin iç dünyasındaki o devasa huzursuzluğun dışa taşmasıdır. Ama bu "hadi bir şeyler yapalım" enerjisi değildir; "içimdeki bu histen kaçamıyorum" gerginliğidir.
Ajitasyon: Tamamen amaçsızdır. Kişi neden odayı arşınladığını, neden ellerini ovuşturduğunu veya neden yerinde duramadığını bilmez. İçinde yoğun bir anksiyete, öfke veya keder vardır.
Değersizlik ve Suçluluk Duyguları: "Her şey benim suçum," "Ben işe yaramaz biriyim" gibi sanrısal boyutlara varabilen düşünceler. Beck'in muhteşem üçlüsü. Depresyondaki birey, bilgi işleme sürecinde bir hata yapar ve şu üç alanda otomatik, olumsuz düşüncelere hapsolur:
1. Kendine Yönelik Olumsuz Bakış (Ben Değersizim): Kişi kendini kusurlu, yetersiz, eksik ve sevilmeye layık olmayan biri olarak görür.
2. Dünyaya/Deneyimlere Yönelik Olumsuz Bakış (Dünya Acımasız): Dış dünyayı ve yaşadığı olayları yenilgi ve engel olarak yorumlar. Etrafındaki her şey ona karşıymış gibi hisseder.
3. Geleceğe Yönelik Olumsuz Bakış (Gelecek Umutsuz): Gelecekte hiçbir şeyin düzelmeyeceğine, acının sonsuza dek süreceğine inanır.
Odaklanma Güçlüğü: Zihnin tamamen karmaşı, yoğun ve bulanık olması.
Bu zamana kadar dediklerimi kitabımdaki örneğin devamından işleyelim:
İçeri girer girmez herkesin bana baktığını hissettim. Bir zamanlar en iyi dedektif, şimdi ise dedikodusu yapılan yıkık bir herif olmuştu.
Ne acınası.
Muhtemelen çok eğleniyorlardır. Tıpkı Adrian'ın buraya gelip benden yardım istediğinde yaptıkları gibi. “Ben odama geçiyorum.” deyip hızlı adımlarla uzaklaştım. Odamın kapısını kapatıp masama oturdum. Ve korktuğum şey başıma geldi:
Anılar, tek tek gözümün önünden geçiyordu. Gözlerim dalıyor, geçmişim boğazımı sıkıyordu.
Ellerim saçlarımın arasındaydı; sandalyemi bir sağa bir sola döndürürken bakışlarım duvardaki ödüllere, belgelere ve birkaç fotoğrafa takıldı.
Tıpkı Adrian’ın ilk zaman gözüne takıldığı gibi.
Sinirle başarı ödüllerimden birini kavrayıp yere fırlattım; parçalara ayrılan kırmızı plaket üzerindeki “Yılın En İyi Polisi” yazısı adeta benimle dalga geçiyordu.
Ellerimi şakaklarıma bastırdım. O sırada kapıdan hızla giren Frederick, “Noldu? İyi misin? Bir ses—” derken bakışları ödüle kaydı ve sessizleşti. “Bunu bana verdikleri günü hatırlıyor musun? İlk senemizdi.” Belli belirsiz bir iç çekiş duydum. Sakallarımı kaşıdım.
Kapının tıktıklamasıyla bakışlarımı kapıya çevirdim. Amirimiz Drek’ti. Önce yerdeki kırılmış ödüle, sonra bana baktı. “Burada ne oluyor?” dedi, tok ve sert bir sesle.
Ama beni hiç etkilemedi.
“Hemen odama geliyorsun,” diyerek çıktı. Odamda Frederick’i yalnız bırakıp Amirimin odasına yürüdüm. Kapıyı tıklatıp içeri girdim. “Beni çağırmıştınız,” dedim, masasının önündeki sandalyeye otururken. “Bak Ronan, Frederick bize acını anlattı,” dedi; sesi önceki tok hâline göre daha sakin ve ılımlıydı. Derin bir nefes verdim.
Frederick çenesini tutamadı tabii. Şaşırmadım.
“Öncelikle işe geri dönmene çok sev—”
Kaşlarımı çatıp “İşe geri döneceğimi hiç söylemedim,” diye lafını kestim. Parmaklarımla oynarken fısıldadım: “Dönemem… Frederick’e kaç kere söyledim… Ben bu işe geri dönmeyeceğim.”
Beck'in Muhteşem 3'lüsü Ronan'ın Üzerinde:
Kendine Bakış (Ben Değersizim/Yıkığım): "Şimdi ise dedikodusu yapılan yıkık bir herif olmuştu. Ne acınası." Ronan kendi başarılarını (o ödülü) bile kendine bir hakaret olarak görüyor. Kendini sadece bir "yıkıntı" olarak tanımlıyor.
Dünyaya Bakış (Herkes Bana Gülüyor/Düşman): "İçeri girer girmez herkesin bana baktığını hissettim... Muhtemelen çok eğleniyorlardır." Bu, depresyondaki kişiselleştirme hatasıdır. Herkesin onun başarısızlığıyla eğlendiğini düşünmesi, dünyayı güvenilmez ve alaycı bir yer olarak gördüğünü kanıtlıyor.
Geleceğe Bakış (Umutsuzluk/Dönemem): "Dönemem... Ben bu işe geri dönmeyeceğim." Gelecekte iyileşebileceğine veya tekrar başarılı olabileceğine dair inancı sıfır. Kapıyı tamamen kapatmış.
Akut Travma ve Ajitasyon Belirtileri:
İstenmeden Gelen Anılar (Flashback): "Anılar, tek tek gözümün önünden geçiyordu. Gözlerim dalıyor, geçmişim boğazımı sıkıyordu." Bu, Akut Stres Bozukluğu'ndaki o "arşive kaldırılamayan anıların" zihne hücum etmesidir.
Psikomotor Ajitasyon: "Sandalyemi bir sağa bir sola döndürürken", "Sinirle başarı ödüllerimden birini kavrayıp yere fırlattım". Bu tam olarak "amaçsız huzursuzluk". Ödülü fırlatması bir öfke patlaması gibi görünse de aslında içindeki o dayanılmaz baskıdan (ajitasyondan) bir anlık kurtulma çabası.
İşlevsellik ve Savunma Mekanizmaları:
Sosyal İzolasyon: Amirinin odasına girdiğinde bile Frederick'e "çenesini tutamadı" diyerek kızması, sosyal desteği reddettiğini (izolasyon) gösteriyor.
Öz Bakım İhmali: "Sakallarımı kaşıdım" ifadesi. O kaşıntı ve sakalların uzamış olması, öz bakımın hala geri planda olduğunun sessiz ama etkili bir vurgusu.
Gördüğünüz gibi, bir yazar olarak karakterinize sadece 'kendini kötü hissediyor' demeyin. Ronan'ın yaptığı gibi, geçmişteki başarılarını (ödülünü) yere fırlatmasını sağlayın. Çünkü depresyon, sadece bugünü değil, geçmişteki 'iyi benliği' de yok etme arzusudur.
Depresyonun Dereceleri: Spektrumda Neredeyiz?
Herkeste tüm işlevsel bozukluğunun hepsini göstermediği gibi, her kişide de aynı derecede olmaz. Klinik psikolojide buna "heterojenite" diyoruz. İki kişi de Majör Depresyon tanısı alabilir ama biri sürekli uyurken diğeri hiç uyuyamayabilir. Biri çok yerken diğeri iştahını tamamen kaybedebilir. Karakterinizin mizacına, dayanıklılığına, genlerine vs. aklınıza gelmeyecek her şeyle farklılık gösterebilir. Bu detayı unutup, çok güçlü yapacağız diye robot duygusuz karakterler veya hep bir semptomun üzerinden ilerlemeyin. Böyle yaparsanız "şablon karakter" yaratırsınız.
Hafif Derece Majör Depresyon (Düşük Yoğunluklu Sis)
Kişi üzgündür, isteksizdir ama hayatını bir şekilde devam ettirir. İşe gider, arkadaşlarıyla görüşür ama "eski tadı" alamaz. Kişi dışarıdan "normal" görünebilir ama içindeki o motorun ne kadar zorlandığını sadece kendisi bilir.
İşlevsellik: Azalmıştır ama kopmamıştır. Dişini zorla da olsa fırçalar. Enerjisinin düşük olduğunu fark edersin.
Karakter Tüyosu: Hafif derecedeki bir karakteri anlatırken, onun toplum içindeki o "maskesini" ve eve gelip kapıyı kapattığında omuzlarının nasıl çöktüğünü betimlemek okuyucuyu çok etkiler. Bakın illa ağlasın demiyorum; bir iç çekiş, buruk bir gülümseme, gözlerin dalıp gitmesi. Bunlar içinde bir şeylerle savaştığını gösterir.
Karakter Örneği: Ronan'ın olaydan hemen sonraki ilk birkaç günü. Henüz odasına kapanmamış ama içten içe solmaya başladığı evredir. Bunu kendi kendine aşabileceği gibi aşamayadabilir. Kendi kendine aşamayanı güçsüz yapmaz. Yardım almak kötü bir şey değildir.
Unutmayın, depresyon bir irade meselesi ya da bir nefis terbiyesi değil, bir sağlık durumudur. Hafif derecede bile olsanız, o 'düşük yoğunluklu sis' içinde yolunuzu bulmak için bir fenere ihtiyaç duymanız sizi güçsüz kılmaz. Ronan'ın o ilk birkaç günü, sessizce yardım isteyebileceği en kritik eşikti. Ama karakter burada sorunu görmezden gelmeyi seçebilir, "ben halledebilirim" diye sorunu belki küçümseyebilir. Ya da kendini o duyguya boğmak istiyor da olabilir. Çünkü bazen insan sadece oturup duyguyu hissetmek, onda kendini kaybetmek de isteyebiliyor.
Psikolojide biz buna bazen "ikincil kazanç" (bu durumun içinde kalması ona kazanç getiriyor olabilir. Mesela kocası ona ilgi ve sevgi gösteriyor olabilir gibi. Bilinçli ya da bilinçsizce bunu kullanıyor demektir.) ya da tanıdık olan acının verdiği o tuhaf güven hissi diyoruz. Karakterin, acısını bir zırh gibi kuşanıp onda kaybolmayı seçmesi, onun zayıf olduğunu değil, o anki baş etme mekanizmasının bu olduğunu gösterir. Ronan'ın o sisin içinde kalmayı "tercih etmesi", hikayenin ilerideki çatışması için çok farklı bir zemin oluşturur.
Maskeli Depresyon (Smiling Depression)
Hafif dereceyi anlatırken bahsettiğim o "toplum içindeki maske", yazın dünyasında en çok sömürülen ama en az anlaşılan konulardan biri. Karakterinizin dışarıda "iyi, komik, neşeli, vb." rolleri oynarken eve gelip omuzlarının çökmesi, telefonun ya da televizyonun ekranına boş boş bakması gibi küçük detaylar okuyucunun kalbine dokunacak o en saf andır. Bu dissosiyatif (kopuş) anlar, okuyucuya karakterin içindeki o uçurumu hissettirir.
Çünkü maskeli depresyon sandığımızdan daha yaygın ve daha göz önünde ama aslında görülmeyende bir durumdur. Bu normal ağır bir depresyondan daha acıtır. Çünkü Ağır veya orta depresyonda kişi kendini yalnızlaştırır ve biz psikologlar onu yavaş yavaş toplumun içine sokmaya çalışırken burada durum kişi topluluk içinde yalnızdır. Hem ironik Hem trajikomiktir.
Orta Derece Majör Depresyon (Ronan'ın Şu Anki Hali)
Belirtiler artık karakterin hayatını ciddi şekilde kısıtlar. Özgüven kaybı, uyku sorunları ve yoğun suçluluk başlar. Kendinden utanmaya ve fazla alıngan olmaya başlarlar. Olumsuz düşünce ruminasyonundan başka bir düşünce beyinin içinde gezmiyordur. Ruminasyon, zihnin çözüm bulmak için değil, sadece acıyı çiğnemek için yaptığı o tekrarlayıcı düşünce eylemidir.
İşlevsellik: Ciddi hasar almıştır. Ronan'ın bir aydır duş almaması, işe gitmeyi reddetmesi ve odaya kapanması tam olarak burasıdır. Frederick gibi bir "dış sese" ihtiyaç duyar çünkü kendi iç sesi çoktan kısılmıştır. Burada birinin onu ittirmesi lazımdır. Çünkü o bataklığın içinden çıkmak hiç cazip gelmemeye başlar. Hafif Majör Depresyon kısmında dediğim o tuhaf güven hissi burada daha da kişiyi sarıp sarmalamaya başlar.
Ayırıcı Özellik: Kişi hala yardım kabul edebilir veya Ronan'daki gibi amirinin odasına gidecek kadar "hareket" edebilir. Bu kısım aslında çok önemlidir. Bir dönüm noktasıdır. Ya işler daha da sarpa saracak ya da artık biri bu büyük kara bulutu yavaş yavaş, karakterin o güvensiz-güvenli bölgesinden çıkarmalıdır. Çünkü bu, içindeki "istemli hareketin" hala ölmediğini gösterir. Ağır depresyonda bu kas gücü ve irade bile kaybolur. Ronan’ın o sandalyeden kalkıp amirine gitmesi, aslında içindeki o "dedektif" in hala bir yerlerde nefes aldığının kanıtıdır. Bu bizim için çok çok iyi bir şeydir.
Psikodinamik yaklaşımda biz buna bazen "yardımcı ego" deriz. Karakterin kendi karar verme mekanizması felç olduğu için, Frederick’in o zorlayıcı, "Hadi kalk!" diyen sesi, Ronan’ı hayata tutunmasını sağlayan son halatı. O ittirme olmazsa, o bataklık (stagnasyon) kişiyi tamamen yutar.
Ağır (Majör) Derece Depresyon (Buzul Çağı)
Hemen hemen tüm belirtilerin (Beck'in muhteşem üçlüsü, Anhedoni, Ajitasyon/Retardasyon) en üst seviyededir. Yataktan çıkmaz ve şizofreni ile karıştırılabilir.
İşlevsellik: Tamamen durmuştur. Kişi bazen yataktan çıkamaz, günlerce yemek yemez. Öz kıyım (intihar) düşünceleri çok yoğunlaşabilir.
Psikotik Özellikli Depresyon: Eğer bu dereceye "hayaller görme" (halüsinasyon) veya "mantık dışı inançlar" (sanrılar) eklenirse buna psikotik özellikler denir. Mesela Ronan'ın o yangını gerçekten odanın içinde görmeye başlaması gibi.
Şizofreni Benzeri Özellikler (Psikotik Belirtiler)
Ağır depresyonda, bazen psikotik özellikler tabloya eşlik eder (çünkü bizde hastalığı tek başına bulman çok zordur. Komorbidite olduğu için kişide gerçekten ne olduğu zor anlaşılabilir. Hele ki böyle ağır vakalarda.) İşte şizofreni ile karıştırılabilen o ince çizgi:
Şizofreninin Negatif Belirtileri: Şizofrenideki "Aloji" (konuşma fakirliği) ve "Avolisyon" (isteksizlik), ağır depresyondaki o derin sessizlikle çok benzerdir. Karakterin günlerce tek kelime etmeyebilir, boşluğa bakabilir.
Şizofrenideki Sanrılar (Delüzyonlar): Ağır depresyondaki biri, "İç organlarım çürüyor" (Cotard Sendromu) veya "Dünya yok oldu" gibi uç noktalarda, gerçeklikten kopuk inançlara sahip olabilir. Ama şizofrenide "organları eriyebilir", "organlarını o uyurken başkası gelip değiştirmiş olabilir", "Dünya yok olucak bana melekler söyledi" diyebilir.
Ağır Depresif Sanrı vs. Şizofrenik Sanrı
Ağır Depresyonda "Yok Oluş" (Cotard Sendromu): Depresyondaki biri "İç organlarım çürüyor" dediğinde, bu aslında onun içindeki o devasa değersizlik ve ölüme yakınlık hissinin bir yansımasıdır. Duygusuyla düşüncesi uyumludur; kendini o kadar "bitmiş" hisseder ki bedeni de ona ölü gibi gelir.
Şizofrenide "Bizar" Sanrılar: Şizofrenideki o "Organlarımı uykumda değiştirdiler" veya "Melekler bana dünyanın sonunu fısıldadı" gibi düşünceler dışarıdan gelen bir müdahaleye veya özel bir seçilmişlik hissine dayanır. Bu düşünceler genelde kişinin o anki "üzgün veya mutlu" olmasıyla doğrudan ilgili değildir; zihnin mantık süzgecinin tamamen kırılmasıdır.
Katatoni: Kişi saatlerce aynı pozisyonda, heykel gibi kalabilir. Dışarıdan bakan biri bunu şizofreninin katatonik tipi sanabilir ama aslında bu, acının bedeni kaskatı bırakmasıdır. Bu künt bir duygu durum mu, yoksa katatoni mi anlamak çok önemlidir.
Katatoni ve Küntlük: "Donmuş Bir Ruh" vs. "Boş Bir Bakış"
Katatoni (Bedensel Kilitlenme): Katatonide mesele sadece "isteksizlik" değildir; kaslar ve sinir sistemi adeta bir kilitlenme yaşar.
Balmumu Esnekliği (Waxy Flexibility): Katatonik bir karakterin kolunu kaldırırsan, o kol saatlerce orada kalabilir. Beden, zihinden gelen komutları almayı bırakmıştır.
Mutizm (Sessizlik): Kişi fiziksel olarak konuşamaz durumdadır.
Duygusal Küntlük (Flat Affect): Burada beden hareket edebilir ama duygu ifadesi silinmiştir.
Boş Bakışlar: Kişi sana bakar ama gözlerinde hiçbir ışıltı, öfke ya da hüzün yoktur. Yüz kasları oynamaz.
Ses Tonu: Robotik, monoton ve iniş çıkışsız bir konuşma vardır.
Kritik Ayrım: Küntlükte kişi yemeğini yiyebilir, odada yürüyebilir ama bunu bir "otomat" gibi yapar. Katatonide ise o fiziksel eylemin kendisi bile imkansızlaşmıştır. Ronan sadece üzülmüyor; Ronan artık öfkelenemiyor da. Frederick camı açtığında veya ona bağırdığında Ronan'ın yüzünde bir kas bile oynamıyor. İşte bu, ruhun savunma mekanizması olarak şalterleri indirmesidir.
Ayrıntıları bu yüzden severim ve çok önemlidir. Bu yüzden diğer belirtiler ve süre çok önemli bir ayırıcı tanı. Aynen psikologlar sadece dinleyip para kazanıyor. O aradaki incecik çizgileri (Katatoni mi, küntlük mü? Depresif sanrı mı, şizofrenik mi?) görmediğin an, yanlış tedaviyle bir hayatı riske atabilirsin.
Psikomotor Retardasyon (Yavaşlamanın Sonu)
Retardasyon sadece bir "uyuşukluk" değildir; beynin ve bedenin arasındaki o hızlı otobanın çökmüş olmasıdır.
Fiziksel Ağırlık: Karakterin bir bardak suya uzanması, bir maraton koşmak kadar enerji gerektirir. Konuşurken kelimeler ağzından dökülmez, adeta süzülür.
Karakter Tüyosu: Bir diyalog yazarken karakterin cevabını 3-4 paragraf sonra verdir. Okuyucu "Neden cevap vermiyor?" diye sabırsızlandığında, karakterin o buzul çağının ağırlığını iliklerine kadar hissetmiş olur.
Yani şizofreni olmak "komik, havalı, eğlenceli vb." değildir. Hiçbir hastalık aslında değildir. Hele hakaret hiç değildir. Birine 'kansersin' demek nasıl bir hakaret değilse, 'şizofrensin' demek de bir yergi değildir. Bu terimleri küçültücü sıfatlar olarak kullanmak, o acıyı gerçekten yaşayan milyonlarca insanın dertlerini basitleştirmektir.
Love y'all! Muah!



Yorumlar