Roman Nasıl Yazılır: "Kadraj Metodu"
- Ece Çiftçi
- 16 Şub
- 5 dakikada okunur
Bugün size kendim bulmuş olduğum. (Yani böyle bir şey var mı? Literatürde buna benzer "Show, Don't Tell" (Gösterme, Anlat) prensipleri var ama senin bunu sinematik bir terminolojiyle (Kadraj) bir metod yok.) Bir yazım tüyosu ya da metoduyla geldim. Kendi kitap karakterlerim ve yazdığım olaylardan örnekler vereceğim.

"Kadraj Metodu" Nedir?
Yazarken eğer ki siz de yazdığınız bölümü bir film kamerasının kadrajından çıkmış gibi olsun istiyorsanız. Bu tam sizlik bir metod. Yazarken bazen kamerayı çok uzakta tutarız, her şeyi anlatmaya çalışırken ama hiçbir şeyi tam hissettiremeyiz. Ya da kadraj gerekli şeyleri kapsamıyordur ve anlattıklarınız eksik kalıyordur. Kadraj metodu; odağımızı gereken yerlere, doğru ayarda daraltarak duyguyu maksimize etme sanatıdır.
Geniş Açı (Mekan ve Atmosfer)
Hikayeye girdiğimizde kamera geniş açıdadır. Bir ortam betimlemesi ya da atmosferi hissettirmek için mükemmel bir açı. Mesela bölümün başında odanın sessizliğini, Adrian'nın (benim kitap karakterim) steril ve düzenli salonunu görürüz. Bu okuyucuya güvenli veya manipüle edilmiş bir zemin sunar. Bu manipülasyon ileriki bölümler için gerekliyse KESİNLİKLE YAPIN.
Kitabımdan Örnek1:
"Mutfak ışıklarını açıp kendime bir fincan kahve hazırladım. Su kaynarken çıkan hafif tıslama, ardından yükselen buhar ve kahvenin keskin, koyu kokusu mutfağı dolduruyordu.
Kravatımı gevşetip gömleğimin yakasının ilk düğmesini açtım. Koltuğun yumuşak kumaşına gömüldüm. Kumandayı elime aldığımda, yorgunluk yavaşça çözülüp kayboluyordu.
Bir ressamın fırçasından çıkmış gibi kusursuz bir tablo: iyi bir iş, huzurlu bir ev, sevgi dolu bir aile."
Kitabımdan Örnek2:
"“İyi olacaksın, Maria. Söz veriyorum.”
Sedyenin yanında doktorlarla beraber koşuyordum. Ayaklarım hastane parkesinin cilalı yüzeyinde kaymaması için dikkat ediyordum. Tekerleklerin gıcırtısı, boğuk doktor seslerine karışıyor; adımlarımız ölümle yarışıyordu. Çiğ, beyaz ışık gözlerimi yakıyor, Maria’nın yüzü gözyaşlarımla bulanıklaşıyordu."
Gördüğünüz gibi Panaromik gibi (ileride anlatıyorum.) kuş bakışı değil. Uzaktan ama hala sahnenin içindeyiz. Okur sanki 360 derece her şeyi görüyor gibi. Böyle deyince garip oldu ama neyse.
Orta Açı (Eylem)
Karakter bir hareket yapar. Odak noktası nesne ile karakter arasındaki etkileşimdir. Geniş açıdan daha dardır. Burada daha detaylı yazılır. Odak daha dar bir alandadır.
Kitabımdan Örnek3:
"Parmak boğumlarım bembeyaz kesildi. Koltuğun kumaşını öldüresiye sıktım. Ellerimi kulaklarıma bastırdım, o beynimin içindeki Valeria’nın sesini bastırmak istercesine."
Kitabımdan Örnek4:
"Parmaklarım sedyenin kenarına kilitlenmişti. Tüm kanımın çekildiğini hissettim. Maria’nın parmakları bilinçsizce sedyenin kenarındaki parmaklarımı kavramaya çalıştı. Ama ulaşamadan güçsüzce yanıma düştü. Parmak uçlarım, onun dokunuşunu çaresizce aradı; ama… Olmadı."
Alan dar ama dar açıdaki gibi değil.
Yakın Plan /Makro/ Dar Açı (Duygu ve Sembolizm)
İşte hikayenin kalbi burada atar. Kadrajı o kadar daraltırız ki, sadece en önemli detayı görürüz. Ciğerlerinin daralması, ellerinin kasılması... Psikolojik durumu çok iyi verebileceğiniz bir açıdır. Okuru bir olaya, bir nesneye, bir düşünceye hapsedersin. Kamera o kadar yakındır ki, karakterle beraber içimiz daralır. O nesne ile ya da o karakter ile bir oluruz. O oluruz.
Kitabımdan Örnek5:
"Ciğerlerim daralıyor, ellerim kasılıyor. Tırnaklarımın içine kadar işlemiş o kan, avuçlarımda yapışkan bir tabakaydı. Maria’dan değil de sanki benim günahlarımdan, sakladıklarımdan akıyordu her biri. Her damla, yüreğimi deliyor da tam kalbimden damlıyordu sanki."
Kitabımdan Örnek6:
" Kan hâlâ ılıktı; parmaklarımın arasından kaygan, sıcak bir akıntı gibi sızıyordu. Ne kadar bastırırsam bastırayım durmuyordu – tıpkı içimdeki pişmanlık gibi.
Gözlerimi zorla kaldırdım ve ona baktım. O cılız ışığın altında Maria’nın yüzü, kirli beyaz bir kâğıt parçası gibi duruyordu. Soluk ve cansız.
Uyuyordu.
Uyuyor olmalıydı.
Bu bir kabustu. Birazdan gözlerini açacak, bana o tanıdık sıcak gülümsemeyi verecekti; dudakları kıvrılacak, gözlerinin köşeleri kırışacaktı. Ama göz kapakları ağır ağır aralandığında, altında hiçbir hayat kıvılcımı yoktu. Boş, donuk bir bakış.
O an, içimdeki son umut kırıntısı da ezilip gitti."
Omuz Üstü Çekim (POV)
Okuru karakterin tam omzuna oturtursun. Adrenalin ve bol aksiyon dolu sahneler için ideal olduğunu düşünüyorum. Adrian araba sürerken biz arka koltuktan onun omzundan izliyoruz. Karakter ne hissediyorsa, kadraj o duyguyla bulanıklaşıyor ya da netleşiyor.
Kitabımdan Örnek7:
"Camı kapatıp arabamın klimasını açtım. Klimayı en soğuğa getirmeme rağmen hiçbir işe yaramıyordu. Sinirle derin bir nefes verdim.
“Hay, sıçayım böyle işe!”
Silecekler, sanki üzerime yapışan geçmişi kazımaya çalışır gibi hızla gidip geliyor ama her seferinde kesiştikleri yerde bir çizgi oluşturup beni daha da delirtiyordu. Nemli hava gömleğimi sırtıma yapıştırmıştı; her hareketimde tenimde dolanan o ıslak kumaş beni daha da çileden çıkarıyordu."
Kitabımdan Örnek8:
"Bu düşüncelerin ağırlığıyla direksiyondaki hakimiyetim bir anlığına gevşedi. Tam o saniyede arka lastikler ıslak zeminde kaydığını hissettim. Araba altımdan kontrolsüzce hareket ederken yüreğim hopladı. Elim vitesi değiştirirken, gözlerim yoldan bir an bile ayrılmadı.
“Salak, Adrian!”
Kontrolü sağlamaya o kadar odaklanmıştım ki…Birden, geceyi yaran o sağır edici korna sesi duyuldu.
Karşıdan gelen aracın uzun farları, karanlığa alışmış göz bebeklerimi acımasızca bıçakladı. Yağmur yetmiyormuş gibi şimdide görüşüm bembeyaz bir boşluğa gömülürken reflekslerim benden bağımsız harekete geçti. Hiçbir şey görmeden direksiyonu sola kırdım. Lastikler inledi ve yanık kokusu geliyordu.
Bu kargaşadan kendimi kurtarmak için frene tüm gücümle asıldım. Ama o anki akıl tutulmasıyla el frenine de asılmış bulundum.
Islak zeminde çığlık atan arabanın metal sesleri eşliğinde savruldu. Dünya ekseninden kaydı. Islak asfaltla metalin birbirini dişlediği o korkunç gıcırtı beynimin kıvrımlarında yankılanırken, araba kendi etrafında kontrolsüzce dönmeye başladı."
Odak Kaydırma (Rack Focus)
Önce öndeki bir detayı (Maria'nın bedeni) net gösterip, sonra arkadan gelen tehlikeyi ( polislerin siren sesleri) netleştirirsin. Bu disosyatif sahneler için biçilmiş bir açı. Ama tabi bunu kullanmanız için o raddede olmasına gerek yok. Bir şeye fazla odaklanmış olması yeterli.
Kitabımdan Örnek9:
"Gözlerim akmayan yaşların tuzlarından yanarken mutluluğum çok uzun sürmedi. Nabzı gittikçe zayıflıyordu. Kendi kalbim kulaklarımda deli gibi atarken, onun bedeni sessizleşiyor, beni yalnız bırakıyordu. Ve ben burada oturmuş kendimi kandırıyordum… Sadece o cılız damarın, o yalan umudun benimle oynamasına izin veriyordum.
Tam o anda, uzaktan siren sesleri yükselmeye başladı. Önce zayıf, neredeyse hayal gibi gelirken; zaman geçtikçe giderek güçlenip bodrumun duvarlarını titretmeye başlamıştı. Yukarıdaki, küçük pencerenin kirli camından gelen mavi ve kırmızı ışıklar gözlerimi alıyordu. Titrek floresanın solgun beyazıyla karışıp duvarlarda tuhaf, kanlı gölgeler yaratıyordu.
“Bak geldiler… Bizi buldular…Maria… Ma-”
Sesimdeki umut kalbimdeki acıyı saran sıcak ama ısıtmayan bir battaniye gibiydi. Gözlerimi kanlı elimle silip kafamı pencereden çevirip hevesli şekilde gülümserken Maria’ya baktım. Yüzümdeki gülümseme yavaş yavaş soldu. Çünkü fark ettim ki; Artık çok geçti.
Kesik bir nefes aldım."
Panaromik Plan (Establishing Shot)
Kuş bakışı bir açıyla sahneyi en tepeden izleriz. Okur burada genel sahnenin atmosferini anlar. Şehrin o kirli kurşuni gökyüzünü anlatırken kamerayı en tepeye çıkarmalısın. Okur nerede olduğunu, o boğucu atmosferin ne kadar geniş olduğunu anlamalı. Ve burada neler olabileceği hakkında küçük çıkarımlarda bulunabilir.
Kitabımdan Örnek10:
" Gökyüzü, kirli bir kurşun rengine bürünmüş; bulutlar sanki şehrin üzerine çökmek ister gibi alçalmıştı.
Aman ne güzel!
Yağmur havayı ferahlamaktan daha çok ağırlaştırmıştı. Bunaltımı dindirmesi için açtığım camdan giren rüzgar bile kavuruyordu. Akşam olmasına rağmen ılık ve yapışkan bir nem taşıyordu. Sanki gökyüzünden su değil, sıvılaşmış bir buhar iniyordu.
Islanmış asfalt parlak bir ayna gibiydi; neon ışıklar su birikintilerinde titrek yansımalar bırakıyor, düşen her damlayla dalgalanıyor, sokak lambaları aralıklarla yanıp sönüyordu. Gölgeler duvarlara dans eden siluetler gibi düşüyordu."
Neden "Kadraj Metodu"nu Kullanmalıyız?
Okuyucuyu önemli olana yönlendirir. Okuyucuya nereye bakması gerektiğini söylersin. Fazlalıklarda boğmaz ve nerede nasıl betimleme yapabileceğinin gösterir. Gerilimi arttırmada çok yardımcı ve önemlidir. Dar açıyla beraber kullanılan orta açının yarattığı gerilim harika olur. Odak daraldıkça klostrofobi ve gerilim artar. Gereksiz detaydan kurtarır seni. Sadece kadraja giren "anlamlı" nesnelerle ilgilenirsiniz. Ve bu da sinematikliği arttırır. Hikayenizin akıp gitmesine, sanki bir kitap değil de bir film izliyormuş hissiyatı yaratır.
Love y'all! Muah!



Yorumlar