top of page

Roman Nasıl Yazılır: 5 Duyulu Betimleme (Sensory Writing)

  • Yazarın fotoğrafı: Ece Çiftçi
    Ece Çiftçi
  • 16 Şub
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 3 Mar

Bir hikayeyi "okunan" bir şey olmaktan çıkarıp "deneyimlenen" bir şeye dönüştür. Çünkü kitaplar (eğer ki ders kitapları değilse ya da buna benzer) okuyanın ona yüklediği anlamla değişir dönüşür.


Biz onlara sadece okunan bir şey sunmuyoruz. Biz onlara bir deneyim sunuyoruz.


Yani benim kendi kitaplarımdaki amacım bu. Ve bazı gözlemlemelerimden yola çıkarak betimlemelerin çoğunda belli tip iki-üç duyguyla betimleme yapıyorsunuz ve bu metnin akışını bozuyor. Bu sadece betimleme için değil; ortam atmosferi için de çok önemli bir detay ve olayı anlatmaya odaklanmaktan, bu kısımlar gözden çabucak kaçıyor. Ama hikayenin en önemli kısımları, Kitabı düz yazı metninden ya da bir senaryo metninde ayıran kısım burası.



Ne Kadar Çeşitli Duyu, O Kadar Okur Keyfi


Şimdi bir kitabı okurken ne yaparız? O kitabı kafamızın içinde hayal ederiz, sonra gözümüzün önünde o eylemler, kıyafetler, o ışık bir film sahnesi gibi oynar. Gerçek ve kaliteli bir kitapta oynaması gerekiyor. Kitap zaten filmden daha ayrıntılıdır. Bu yüzden bazı kitapların filmleri sevilmez çünkü kitaptaki gibi ya da okuyucunun zihninde yaratılan gibi verilememiştir.


Peki bunu nasıl yapabiliriz?


Bunun bir çok çeşitleri var. Öncelikle bir sahneyi yazın. Gerçekten önce bir olayın gidişatını yazın. Bu zaten taslak olacak üzerine DEFALARCA DÜZENLEMELER YAPACAĞIZ. Ve bu çok normal bir şey. LÜTFEN DÜZENLEME YAPMAKTAN KORKMAYIN. Belki düzenleme ne demektir diye bir yazı yazarım. Neyse konuya geri dönelim.


Sadece Görme, "Yönetmenlik" Yap


Şimdi bir kitabı okurken okur bunu kafasında bir film karesi gibi canlandırır. Bu ne kadar net ve canlı olursa BENCE o kitap ve o yazar başarılıdır. Çünkü kelimelerle bunu hissettirmek diğer resim, sinema vb. sanat türlerine göre daha zor. Ve bazen yazar kendi aklındakini tamamen aktaramayabiliyorsun. Bu yüzden defalarca düzenleme yapın diyorum.


Şimdi beraber düşünelim...


Bir kitap okuyorsunuz ama sadece görme duyusu ile yazılmış. (Bu da zor bir şey ve değişik bir okur deneyimi olur. NEYSE. ÇOK DAĞILIYORUM.) Sadece gözle yapılan eylemlere ya da diğer eşyaların, odanın gözle eyleme geçişiyle betimlemeler yapıyor.


Odak gözde.


Aslında bir sahne tasarımı yaratıyorsunuz. Bir ışıkçınız var diye düşünün. Siz yönetmensiniz. Ve bir film karesi çekiyorsunuz. Bu ışık nereden gelse güzel olur? Ya da sahneye uygun terimlerle...Vurucu, sert, keskin vs. Hani o ışık tepeden mi gelsin? Sert mi vursun? Beyaz soğuk bir banyo ışığı mı olsun? Yoksa yeni doğmuş sıcak bir güneş ışığı mı olsun? Pencereden tatlı tatlı sızan... Hafif turunculu- sarılı ama ateş gibi olmayan falan.


Nereyi vurguluyor? Gözler? Dudaklar? Postür?..


Bu sahnenin alt metnini öyle bir değiştirir ki.


Mesela tepeden vuran, beyaz, soğuk banyo ışığı onun psikolojisinde yorgunluğu çok güzel anlatır. Ve o yorgundu demene gerek yok. "...Yukarıdan vuran, beyaz, cızırtılı, soğuk banyo ışığı gözlerinin altındaki yeni yeni oluşmaya başlamış halkaları vurguluyordu..."


Yorgunluğu hissettin, değil mi? Bunu kambur durarak, postürden, de açıklayabilirsin. Göz dedim konu nerelere geldi. Amaaaan neyse...


AYRINTILAR!!! O KÜÇÜK IŞIĞIN VURMA AÇISI BİLE ÇOK ŞEY ANLATIR.


Tabi her sahneyi böyle yazmanız yorar. Onu da söyleyeyim. Böyle 'yoğun' sahneler tadımlıktır. Yoksa okur bu yoğunluğu okuyamaz ve içinde boğulur. Bu yüzden sahne dizilimi çok önemlidir.


Şimdi Birazda Oda İle Eyleme Geçelim


Oda ile eyleme geçmek, gözlemlediğim kadarıyla ve ben de eskiden unuttuğum aslında aklıma gelmeyen bir parçaydı. Çünkü şöyle düşünüyorsun ve bilmediğinden boğuluyorsun. NEYİ BİLDİĞİNİ BİLMİYORSUN, NEYİ BİLMEDİĞİNİ BİLMİYORSUN (EN KÖTÜSÜ) VS.


Bu yüzden buradayım, sakin olun.


Oda ile eyleme geçmek aslında kitabı daha film sahnesi gibi hissettirir. Çünkü evet olay anlatıyorsunuz ama okur onları hissetmeli, görmeli, koklamalı, tatmalı. Ama ona baktı, bunu tuttu, kılıcı kavradı, onu ısırdı... Bunlar başlangıç ve pasif cümleler.


Şöyle yazmalısınız. Mesela ona baktı sonra hemen diğer eyleme geçmeyin mesela. "...Ona baktığımda yeşil gözleri sanki bir şey saklıyordu..." ya da ".. Ona bakamadım. Baksam ne olacaktı ki? Ne değişecekti?.." gibi iç sesler ya da düşüncelerle destekleyebilirsiniz. O gözler ışıldıyor mu?


HİKAYENİZDE YAPILAN HER ŞEY BİR ŞEYE HİZMET ETMELİ.


O bakışlar benim karakter arc'ımı nasıl etkileyecek? AYRINTILAR!!! Şimdi bana "Ece bu ne ya? Öf çok şey var? Yaz geç işte. Her şeyin bir anlamı olması zorunda değil" diyorsan... Bu işe ve yazdığın kurguya saygın yoktur. Üzgünüm ama öyle. Az biraz zorlanmaya gelin lütfen. Oflayıp puflamayın.


YAZMAK İÇİN, YAPMAK İÇİN BİR İŞ YAPMAYIN.


Evet nerede kalmıştım. Hah! Bakışlar. Kızgın mı? Bir şey mi saklıyor? Bakamaması bile çok özel... Bakmak istememesi bile. Ya bunların altındaki bu detayları psikolog olduğum için bir ben anlamıyorum herhalde. Bu detaylar kurgunuzu arşa çıkaracak ve karakterinizi istediğiniz gibi anlatabileceksiniz. Farklı kelimeler değil bak farklı ekler.


AYRINTILARI KÜÇÜMSEMEYİN!


Mesela oda nasıl? Büyük mü? Küçük mü? Nemli mi? Havadar mı? Karakterin oda hakkındaki düşünceleri neler? Pencere var mı? Varsa nerede? Işık nasıl giriyor? Karakterin gözünü alıyor mu? Almıyor mu? vs. vs.


Pasif Cümleler Ve Aktif Cümleler


Pasif cümleler çok yazıyorsunuz ve bu sizin yaratıcılığınıza da ket vuruyor. Görsellerdeki betimlemelerde aktif ve pasif cümle seçimi, okuyucunun sahneyi nasıl "gördüğünü" ve kameranın kime, neye odaklandığını belirler. Bu yüzden o kişinin zihni, geçmişi, bakış açısıyla okuruz.


Aktif Cümleler (Karakter Veya Nesne Odaklı)


Aktif cümlelerde özne işi yapar. Bu, sahneye hareket, hız ve canlılık katar. Karakterinin bir şeyi keşfettiği veya aksiyonun yüksek olduğu anlar veya psikolojik derinliği olan sahneler için mükemmeldir. Okuyucuyu karakterin zihnine yaklaştırır ve sahnenin "şimdi" yaşandığı hissini verir.


Görseller öylece durmaz. Mesela: "Güneş ışığı, tozlu camdan sızarak masanın üzerindeki fotoğrafı aydınlattı," gibi. Duyusal etki olarak, az önce de dediğim gibi, keskin bir nane ya da kendi hikayemde yazdığım buzdolabı boşaltırken eve yayılan çürümüş yiyecek kokuları gibi gibi.


Pasif Cümleler (Atmosfer ve Nesne Odaklı)


Pasif cümlelerde işi yapan değil, işten etkilenen ön plandadır. Genelde betimlemelerde "Show, Don't Tell" (Anlatma, Göster) kuralını bozmamak için dikkatli kullanılmalıdır ama atmosfer yaratmak için eşsizdir.


Genellikle "edilgen olaylar" diyebileceğim olaylar için kullanılır ve bu edilgen olaylara da ben hikayede çok önem veririm. Tıpkı terapide danışanın demek istemediği ama vücudunun bize söylediği şeyler gibidirler.


Belki karakterin kendinde bastırdığı ya da farkında olmadığı, olmak istemediği, kaçtığı şeylerde bu kısmı kullanmak MUHTEŞEM OLUYOR. Atmosferik olarak mesela, "odanın köşesindeki eski koltuğun, zamanın ağırlığıyla eskimesi." Ya da " Uzaklardan gelen müzik sesine dikkat kesildim." Gibi gibi...


Bunların yanında "edilgen olaylar" dediğim, demeye çalıştığım kısım şunlar: "İstemsiz bacağım sallanıyordu." "Gözüm seyirmişti." "Düşünceler kafamda dolanıyordu." gibi gibi.


Konuyu Ben Unutmadan Geri Dönelim (Unutmuş olabilirim. Some ADHD Problems)


Bu anlattıklarım şu demek değil: "Aaa bunlar yanlış. Bunlar doğru!" Hayır. Her zaman dediği gibi: İŞİNE YARAYANI AL, İSTEDİĞİN GİBİ HİKAYENE EKLE. YARATICILIĞINI KISITLAMASINA İZİN VERME.


Bunlar sadece bir fikir, bir bakış açısı.


Love y'all! Muah!

 
 
 

Yorumlar


bottom of page