Karanlık İntikam: Ön Söz
- Ece Çiftçi
- 18 Mar
- 1 dakikada okunur
Şeytan gerçektir. Ama boynuzları ve kuyruğu olan o küçük kırmızı adam değildir. Şeytan da bir zamanlar melekti; Tanrı’nın en parlak, en gözde varlığıydı. O, cennetin en yüksek zirvelerinde dans ederken, gözlerinden akan ışık, tüm varlıkların ruhunu aydınlatırdı. Ama gururun soğuk eli ve ihanete susamış bir kalple düşüşü sessiz geldi… Ve melek, gölgelerin içine sürüklendi.
Kadın dedi ki: “Şeytanın boynuzları olduğunu mu sanıyorsun? Ben de öyle sanıyordum. Ama yanılmışım. Saçları taranmış, takım elbise ve kravat giymiş. Nazik, kibar… ama görünüşteki saflığı, içindeki karanlığı gizler. Gülümsemesi öylesine parlak ki, ondan şüphelenmezsin bile; ama ardında bir yılanın sinsiliği vardır.”

Çünkü şeytan çirkinlikte gizlenmez. Buna ihtiyacı yoktur. O, en saf aynada bile görünmez bir çatlak gibiyken neden saklanmak istesin ki? Mezarlık sessizliğinde kulağına fısıldar, kırık vitraylardan sızan loş ışıkla gölgelenir zehirli gülümsemesi. Sana yaklaşırken ayak sesleri değil, kalbinin boğucu ritmi yankılanır. Ve o an, tüm hislerin yoğunlaşır; bir tuzağa düştüğünü anladığında bile, içindeki korkunun sesi boğuk ve uzaklardan gelir. Güzellik maskesi, nezaketli dili, güven telkin eden bir tebessüm… hepsi yalnızca bir tuzak.
Unutma: hayatın en parlak anıları, en karanlık sırları saklar. Şeytan bazen fısıldar, bazen güler. Ama her zaman yanı başındadır. Ve en parlak ışık, en uzun gölgeyi doğurur.
Yorumlar